0542 441 27 15
Telefon

yeniden Valla

Tam bir sene sonra yeniden Valla
Bir kaç tane çok özel yeri dışında Valla kanyonundan aklımda hiçbir görüntü kalmamış. Geçtiğim her yerde, attığım her adımda tüm dikkatimi vererek odaklanmaya çalışıyorum, ama boşuna. Ciddi derecede risk içeren, çok dikkatle geçilmesi gereken noktalar bile yok aklımda. Hafızam zayıfladı, bunu biliyorum, ama bu kadar mı diye de endişe etmiyor değilim. Teselli olur diye, ilk geçişte çok heyecanlıydım, aşırı dikkatle hareket ediyordum, o yüzden de görüntüler kalmamış diyorum! Olsun, tekrar tekrar geçmek için, daha fazla görüntüyü hafızama depolayıp, bir sonrakinde, işte burada ayağım kaymıştı, işte şurada mola verip bir şeyler atıştırmıştık, şu kayayı bir yüze benzetmiştim diyebilmek için bir neden daha! Bir kaç çok özel yer dedim ya, onlar gerçekten de özel ve benim için çok şey ifade ediyor. Birincisi, kanyona yaklaşırken oluşan değişime ait yüzlerce görüntü. Koruluk, dere yatağında yürüyüş, yürüyüş sırasında durmadan büyüyüp kayalara dönüşen taşlar ve sonra da geniş açıklığın daralıp kanyon girişine dönüşmesi. İkincisi, buz gibi suları taşıyıp kanyonun bir duvarından aşağıya boşaltan muhteşem şelaleler. Bir diğeri, kanyon bitişindeki yüzlerce metre uzunluğunda, yer yer otuz kırk metreye kadar genişleyen, yüze yüze bitiremediğimiz koca havuz. Daha başka, bende derin izler bırakan görünümler de var, bu kez onları kendime saklıyorum!
Bu kez artık nereye bastığım, nereye tutunduğumla fazla uğraşmadım. Hiç uğraşmadım demiyorum, öyle yerlerden geçtik ki, en ufak bir dikkatsizliğin sonucu en azından ciddi yaralanmalar olurdu. Yüklendiğim ardçılık görevi nedeniyle her şey için daha çok zamanım oldu. Ardçı sabırlı olmak zorunda. Sabredip bekleyeceksin. Ben de öyle yaptım. Ama beklerken de zamanımı doğru ve yararlı bir biçimde değerlendirip bir sürü görüntüyü hafızama aldım. Bunlardan, benim için en ilginci, belki de ilk kez burada karşıma çıkan, tam olarak dik açıyla yükselen yaklaşık üç dört yüz metre yüksekliğinde ve alabildiğine uzayan duvar oldu. Dere, bir kırılma sonrası yarılıp ikiye ayrılan koca dağın içinden geçiyor. Yamacın bir yanını aşındırıp eğimli hale getirirken, öteki yanını bir duvar ustası titizliğiyle dimdik bırakmış. Devasa bir ekran gibi karşımda duran duvar inanılmaz güzellikte bir oymacılığa ve yontuculuğa ev sahipliği yapıyor. Neler yok ki! Milyonlarca yıl önce, daha oluşma aşamasında, mermer ve granit gibi sağlam, zor aşınan kütleler içinde, sanki korunmak ister gibi yuvalanmış olan yumuşak oluşumlar, kırılmalar ve aşınmalar sonucunda sert yapının yarılmasıyla ortada kalmış ve kısa zamanda yıpranıp kaybolmuş. Bunu neden bu kadar ayrıntılı anlatıyorum? Çünkü asıl tarif etmek istediğim, o yumuşak oluşumların yıpranıp yok olmasıyla sert kayalarda oluşan boşluklar! Bu boşluklarda, ölçülüp de oyulmuş gibi son derecede muntazam biçimler almış olan, camilerin ana kubbesini taşıyan dört bir yandaki yarım kubbeler gibi oluşumlar, bu yarım kubbelerin zemine kadar inen kısımlarıyla birlikteki görüntüsünü andıran boşluklar, her an açılıp, içindeki milyonlarca yıllık birikimi boşaltacakmış gibi duran dik ya da yatık kapılar var. Çok daha güzeli, duvardaki otuz kırk metre uzunluğunda ve sadece bir iki metre genişliğindeki çıkıntılar. Bu çıkıntılarda, daha gençlik yıllarını süren şimşirler, çınarlar, çamlar kök salmış. Çıplak, devasa kayalık duvara yerleşmiş bu güzel yaratıklar beni son derece aciz, beceriksiz, güçsüz hissettirdi. Hele tüm bu çevredeki oluşumu zamanın derinliğinde hayal etmeye kalktığımda kendimi iyice zavallı hissettim. Ben bir toz zerresiyim. Bir toz zerresinden gelip, başka bir toz zerresine dönüşecek olan ve göz açıp kapamanın milyarlarda biri kadar bir zaman yaşam sürmüş olan bir toz zerresi. Ama durun, amacım içinizi karartmak değil, bu sadece bir tespitti. Kayalara dönüyorum… Ben bulutlarda şekiller aramayı sevenlerdenim ve gökyüzüne her baktığımda mutlaka tanıdık, belirgin bir yüz profili yakalarım. Burada da aynı oyunu sürdürdüm: Kayalar bu konuda en az bulutlar kadar cömert. Üstelik, bulduğun bir görüntü, ufacık bir esintiyle kaybolup gitmiyor, orada duruyor, daha çok uzun zaman da duracak ve Valla’yı her geçişimde onları tanıyacağım.